« Önceki ::

YÜZÜKTEKİ YAZI(ALLAHU EKBER)...

 

Efendimiz Sallahu aleyhi vesellem'e bir yüzük hediye geldi. Hazreti Ebu Bekir'e (r.a.) verdi:

        - Ya Atik! Bu yüzüğü bir kuyumcuya götür de "lâ ilâhe illâllah" yazdır buyurdu. Hazreti Ebu Bekir (r.a.)yüzüğü kuyumcuya götürüp üzerine "Lâ ilâhe illallah Muhammemmedürresûlüllah" yazdırdı.

        Halbuki Rasûlullah böyle emretmemişti ama, O Allah ismi şerifinin peygamberimizden ayrılmasını arzu etmemişti, onun için böyle yazdırdı. Hazreti Ebu Bekir yüzüğü kuyumcudan alıp Resûlüllah'ın huzuruna gelirken, Hak Teâlâ, Cebrail aleyhisselam'a :

        - Yetiş, habibimin yüzüğüne Ebu Bekir' ismini de yaz. Çünkü o Benim ismimi habibimin isminden ayırmayı uygun bulmadı, ben de onun ismini habibimin isminden ayırmayı uygun bulmam,buyurdu. Cebrail aleyhisselam derhal yetişti ve Hazreti Ebu Bekir'in elindeki yüzüğe " Ebu Bekir Sıddık" yazdı. Hazreti Ebu Beki,r Huzur-u Saadete girip yüzüğü teslim etti. Okuduklarında: "Lâ ilahe illallah Muhammedürresûlüllah, Ebu Bekir Sıddık" yazılı olduğunu görüp Hazreti Ebu Bekir'den bu şekilde yazılmasının hikmetini sordular.

        Hazreti Ebu Bekir (r.a.) yüzüğün üzerinde kendi isminin olduğunu bilmiyordu. Çok utandı, kızardı ve başını önüne eğdi terlemeye başladı. Orada Allah'ın izni ile Cebrail aleyhisselâm yine yetişip Hazreti Ebu Bekir'i müşkil durumdan kurtardı:

        -Ebu Bekir'in yüzüğün üzerinde kendi isminin yazıldığından haberi yoktur. Allah'ın selâmı var, Habîbim üzülmesin, buyuruyor dedi ve olanları bir bir anlattı.

        Orada bulunan ashab, Ebu Bekir Sıddık Hazretlerinin ne derece yüksek bir mertebede olduğunu anladılar ve gıpta ile seyrettiler.

 

Yorum (6) Yorum yaz!

KALBİ DUALARIMIZ(ELFÜ ELFÜ AMİN)

 

İlahî rahmetiyle ve bu rahmetinin eseri olan lütuflarıyla top yekun mahlukatı kuşatan Rahman ism-i celîlinin sahibi, Âlemlerin Rabbi Allah'a, mahlukatının solukları adedince hamd ü sena; hem fert fert hem de bütün bir beşeriyet olarak medyunu bulunduğumuz İnsanlığın İftihar Tablosu Hazreti Muhammed Mustafa'ya, O'nun güzide aile fertlerine, seçkin yol arkadaşlarına salât ü selam ediyor, aczımızın, fakrımızın şuurunda olarak bir kez daha sonsuz şefkat sahibi Rabbimizin ulu dergahına sığınıyoruz:

Ey bilinmesi gerektiği ölçüde bilmekten fersah fersah uzak bulunduğumuz yüce Rabbimiz! Bizi marifet denizinin derinliklerine daldır; daldır ki, kalplerimiz saffet bulsun, yolumuzun sonu da vuslat olsun! Bizi nurunla rızıklandır.. şek ve şüphenin karanlık vadilerinden uzaklaştır.. zahirimizi ve batınımızı ilahî inayetinle te'yîd buyur ve bizi cismaniyetinin altında kalıp da ezilenlerin elîm akıbetine maruz bırakma!...

Ey kullarının dualarına her zaman mukabelede bulunan yüceler yücesi Rab! Bizim dualarımızı da kabul et.. bizi dünyada da, ukbada da kaybedenlerden eyleme.. her türlü bela ve musibetlerden sıyanet buyur ve umduklarımızın ötesinde sürpriz lütuflarınla sevindir!...

Mahlukatın en şereflisi ve mevcudatın Efendisi'ne, hürmete ziyadesiyle layık aile halkına ve ashab-ı güzinine salât ü selam ederek dualarımızı Kabe-i Muazzama'da yapılmış dualar gibi kabul buyurmanı diliyoruz.

Ya Rab! Eksik-gedik de olsa, ne olur, şu teveccühümüzü karşılıksız bırakma!

 

Yorum (1) Yorum yaz!

İBRET DOLU Bİ HİKAYE

 

                                                  

 

 

 

Eskilerden biri akşam yemeğini sarayda yemek üzere halifenin davetlisiydi. Hızlı hızlı saraya doğru giderken önüne biri çıktı. Önüne çıkan adama kim olduğunu sordu. Adam:
  - Ben yolcuyum. Buranın yabancısıyım. Aç ve yorgunum, dedi. O da:
  - Ben halifenin davetlisiyim. Gel beraber gidelim, dediyse de misafir:
  - Benim halife ile ne işim olacak. Senin bana vereceğin bir tas çorban varsa ver, yoksa bırak, deyince fazla ilgilenmeyip saraya doğru yöneldi.

Davetten sonra dönüşte baktı ki, adam bir kenara kıvrılmış uyuyor. Uyandırmak istemedi ve “Sabah uyanacağı vakitte gelir ve karnını doyururum” diye düşündü, evine gitti, yattı ve uyudu.

O gece bir rüya gördü. Kendisi bir çöldeydi. Yüzünden ışıklar saçılan büyük bir kalabalık ve o kalabalığın önünde de daha nurlu bir zat bulunuyordu. Bunların kimler olduğunu sordu. Kendisine:

  - Bunlar 124 bin Peygamberdir. En önde olan da son Peygamber Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) dır, dediler.

Hemen Peygamberimiz’in elini öpmek istediyse de, Peygamberimiz elini vermedi. Ve buyurdu ki:

  - Biz, sevdiklerimizden bir tas çorbayı esirgeyenlere elimizi vermeyiz.

Uyanır uyanmaz hemen akşamki yabancıyı bulmak için koştu. O, henüz kalkmış ve yola koyulmuştu. Geri çevirmeye uğraştı ve “Ne olur bir tas çorbamı iç” diye yalvardı. Yabancı adam ısrarlara rağmen kabul etmedi ve şöyle dedi.

  - Senin bir tas çorba vermen için illâ da 124 bin Peygamberi seferber mi etmek lâzım? O güçte olmayanlar ne yapacaklar?

Bundan sonra o zat rastladığı hiç bir misafire yemek ikram etmeden göndermezdi. Hatta kendisine misafir olup yemeğini yemesi için yalvarırdı.

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

RABBE DÖNÜŞŞŞŞ......

HACCA GİTMEK İSTEDİĞİNDE ,

 hareket etmeden önce

kalbini kendine meşgul eden

her şeyden arındır.

 Tüm işlerini yaratıcıya bırak.

 Her hareket ve duruşunda

 Allah'a tevekkül et.

Allah'ın kader ve hükmüne boyun eğ.

 Dünya ve dünya hayatının

 asayiş ve rahatlığıyla veda et.

Boynunda bulunan hakları öde.
Yolculuğun için hazırladığın azığına,

 bineğine,

arkadaşlarına,

 gücüne,

 gençliğine ve malına güvenme.

Zira

bunlar bile sana düşman ve vebal olabilir. Herkim

Allah'ın rızasını iddia eder

 ve

buna rağmen

başka bir şeye güvenirse,

Allah o şeyi ona düşman ve vebal kılar.
Tekrar geri dönmeyecek kimse gibi

bu yolculuğa hazırlan.
Yol arkadaşına iyi davran.
Allah'ın farzlarının

ve

Resulü'nün (s.a.v) sünnetlerinin

vakitlerine

ve sana farz olan edep,

 sabır,

 şükür,

şefkat,

cömertlik ve azığından fedakârlık etmeye

tüm vakitlerde riayet et.
Sonra günahlarını halis tövbe suyuyla yıka; doğruluk,

 sefa,

 huzur ve huşu

elbisesini giyin.
Seni

Allah'ın zikrinden ve itaatinden alıkoyan her şeyi

kendine haram kılarak ihrama gir.
Allah'ın sağlam ipine sarılarak,

halis,

 temiz ve saf bir şekilde

aziz ve celil olan

 Allah'ın davetine icabet ederek

lebbeyk de.
Müslümanlarla

Allah'ın evini tavaf ettiğin gibi

meleklerle arşın etrafında

 kalbinle tavaf et.

Mina'ya doğru çıkarken

kendi gafletinden çıkmayı,

helal olmayan

ve hak etmediğin

hiçbir şeyi arzulamamayı kararlaştır.
Arafat çölünde

kendi hatalarını itiraf et

ve Allah'ın vahdaniyetine dair ahdini yenile.
Müzdelife'de ise

 takva edin ve Allah'a yaklaş.
Kurban keserken

 heva-heves ve ihtirasını boğazla.
Şeytanı  taşlarken

şehvetlerini,

düşüklüğünü,

alçaklığını ve kınanmış işlerini taşla.
Başını tıraş ederken

zahiri ve batıni ayıplarının kökünü kazı.

Beyt'in sahibinin azametine

yakin ederek

ve O'nun kudret,

azamet ve saltanatını tanıyarak

Beytullah'ı ziyaret et.
Hacer'ül-Esved'e

Allah'ın kısmetine razı olarak

 ve izzetine boyun eğerek el sür.
Veda tavafını yaparken

Allah'tan başka her şeye veda et.

Merve'de ise

 mürüvvet sahibi ol,

ilahi takvaya bürün.
Sonra da

bu haccında şart koştuğun,

Rabbin ile sözleştiğin

ve kıyamete    kadar

kendine farz kıldığın şeyler hususunda mukavemet göster....AMİNN YARAB.KOLAY KIL RABBİM.

Yorum (yok) Yorum yaz!

BESMELE..............

Yorum (1) Yorum yaz!