« Önceki ::

DAGLAR TAŞLAR "ALLAH " DİYOR

 

BÜTÜN KAİNAT HAL DİLİYLE O'NU ZİKREDİYOR , YA CELAL , YA CEMAL DİYOR

 

******************************************************************

 

"DÜNYA ÖYLE BİR META DEGİL Kİ , BİR NİZAA (KAVGAYA) DEGSİN.ÇÜNKÜ FANİ  VE GEÇİCİ OLDUGUNDAN KIYMETSİZDİR.KOCA DÜNYA BÖYLE İSE DÜNYANIN CÜZ'İ İŞLERİ NE KADAR EHEMNİYETSİN OLDUGUNU ANLARSIN!..."

                     B.SAİD NURSİ  (RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDAN)

 

 

*****************************************************************

 

"AKLI BAŞINDA OLAN İNSAN , NE DÜNYA UMURUNDAN KAZANDIGINDAN MESRUR VE NEDE KAYBETTİGİ ŞEYE MAHSUN OLMAZ.ZİRA DÜNYA DURMUYOR  GİDİYOR, İNSAN DA BERABERİNDE GİDİYOR."

                    B.SAİD NURSİ (RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDAN)

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

CENNETE GİRİP CEMALİNİ GÖRMEK

                                 

BURADA GÖSTERDİGİN GÜZELLİKLERİ BİZE ORADADA GÖSTER.BİZLERİ BU ÇÖLLERDE MAHVETTİRME.BİZLERE GAZABINLA DEGİL LUTFUNLA MUAMELEDE BULUN.CENNETE GİRİP CEMALİNİ GÖSTER.BİZDEN RAZI OL. BİZİDE KENDİNDEN RAZI ET.AMİNNNN ELFİ ELFİ AMİNNNNN.

Yorum (1) Yorum yaz!

ELHAMDÜLİLLAH DEMENİN SEVABI

Elhamdülillah demenin sevabı

Elhamdülillah demenin sevabı
Peygamber Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurur:

1. Bir kul bir defa "Elhamdü lillah" dediği zaman yer ile gök arası sevab ile doldurmuş olur.

2. İkinci defa "Elhamdü lillah" dediği zaman, yerin yedi kat göklerin üstüne kadar olan bu arayı sevab ile doldurmuş olur.

3. Üçüncü defa "Elhamdü lillah" dediği zaman, Allah-ü Teâlâ, bu kulna "Ey kulum, işte al" buyurur. Yani Yüce rabbimiz "Ey kulum, dilediğini dile, dileğin verilecektir, muradını iste, muradın yerine getirilecektir. Dilek ve muradın gerçekleşecektir. Sen hemen iste..." buyurmuş demek olur. (İmam-ı gazâli, İhyâ).

Yorum (yok) Yorum yaz!

AHLAK NASIL DEGİŞİR

Hadis-i şerifte, (Ahlâkınızı güzelleştirin!) buyurulmuştur.
  • Cömertlik, yardım, sabırlı olmak, eziyetlere göğüs germek, öfkesini yenebilmek, doğruluk, haya, tevazu gibi meziyetler güzel huydur.
  • Kibir, gurur, kızgınlığını yenememek, ucb, yalan, hile, haset, gıybet, laf taşımak, emânete hıyanet gibi huylar kötüdür.


Cimrilik kötü olduğu gibi, israfda kötüdür. İslâmiyet, aşırılıklardan uzakdır, orta yolu emretmektedir. Orta yol, ne soğuk, ne de çok sıcaktır. İşte cömertlik de israf ile cimrilik arasındadır. Diğer ahlâklar da böyledir. İfrat ve tefrit kötüdür. Meselâ israf ifrattır, cimrilik ise tefrittir.

Demek ki, güzel ahlâk, selim akla uygun gelen mantıkî hareketlerdir.

Kibirli kimse, kibrini kırabilmek için, tevazu sahibi kimselerin güzel halleriyle hallenmeğe gayret etmelidir. Meselâ güzel konuşmasını beğeniyor. Çektiği nutuklar hoşuna gidiyorsa nutuk çekmeyi bırakması ve çok konuşmaktan sakınması
lâzımdır.

İnsan iyi huyları itiyat haline getirip, kötü huyları terkedince, güzel ahlâk yerleşmiş olur. Güzel ahlâkın yerleş
mesi, o hareketleri severek yapmakla anlaşılır. Kahvenin pis havasını sevmeyen kimseye tavla oynamayı öğretseler, zamanla tavla hastası olsa, daha önce beğenmediği kahvenin havası ona kötü gelmez. Güzel huylara alışmak da böyledir. Bütün bunlar, daimi bir şekilde itiyat haline getirdiği hareketlerin neticesidir.


Nefis, itiyat haline getirdiği kötü şeylerden zevk aldığı gibi, iyi
şeyleri yapmak itiyat haline getirilirse ondan da zevk alır.

Hat usulü güzel yazı yazmak isteyen kimse, günlerce, aylarca bir harfi, bir yazıyı defalarca yazarak, zahmetlere katlanarak başarıya ulaşabilir. Tevazu sahibi olmak isteyen kimse de, mütevâzı kimselerin hallerini, fiillerini zorlaya zorlaya yaparsa bir gün tevazu sahibi olması mümkündür.

Çocuk, fıtraten bütün kötülüklerden uzak, temiz olarak
dünyaya geldiği halde, anasının, babasının veya kötü insanların te'siriyle kötülükler kazanıyorsa, yine anasının, babasının ve iyi insanların te'siriyle fazilet sahibi olur.

Peygamber aleyhisselâmın bu afv ve merhameti karşısında Mekkeliler sanki kabirden dirilmişçesine çıkıp İslâmiyeti kabul ettiler.


Ağabey, baba hükmündedir. Kin ve düşmanlık kötüdür. Afvedicilerin yeri Cennettir.


Bir kimse, hükümdarın şahsına karşı büyük bir suç işler. İdama mahkûm olur. Bu kimse, nasıl olsa öldürüleceğim diye, hükümdar şöyledir, hükümdar böyledir diye ağzına gelen kötü sözleri haykırmağa başlar, söğüp sayar. Biraz sonra hükümdar gelir. Oradaki iki vezirden birine sorar:
- Bu adam deminden beri ne bağırıp çağırıyordu?
Birinci vezir der ki:
- Hükümdarım bu adam, (Afvedenlerin yeri Cennettir.) diyerek sizden afv talebinde bulunuyor.
Bunun üzerine hükümdar suçluyu afveder. Fakat ikinci vezir, ortaya atılıp der ki:
- Hükümdarım bu vezir yalan söylüyor. Bu adam size söğüp sayıyordu.
Hükümdar, doğru söyleyen vezire der ki:
- Ey vezir, öteki vezir yalan söylemekle bu mahkûmu kurtarmıştı. Sen ise yersiz doğru söylemekle hem mahkûmun, hem de vezirin ölümüne sebep olmak istiyorsun.


Hükümdar, yersiz doğru söyleyen veziri azleder, yalan söyleyerek bir suçluyu kurtaran veziri de kendisine sadrazam yapar.


İşte bundan dolayı atalarımız, (İki kişinin arasını bulan yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir) demişlerdir.


Kaynak: Bir Bilene Soralım 3, Mehmet Ali Demirbaş, İhlasYayınları,

Yorum (1) Yorum yaz!

NEFSİ EMMARENİN KÖTÜLÜGÜ

ELLİİKİNCİ MEKTÛB

Bu mektûb, yine seyyid şeyh Ferîde yazılmışdır.

Nefs-i emmârenin kötülüğünü ve ona mahsûs hastalığı ve ilâcını bildirmekdedir

Merhamet ederek, düâcılarınıza ikrâm eylediğiniz mubârek mektûbu okuyarak şereflendik. Allahü teâlâ, büyük ceddiniz (a.s.) hurmetine, ecrinizi çok, derecenizi yüksek, ilm kaynağı olan göğsünüzü geniş ve işlerinizi kolay eylesin! Allahü teâlâ, zâhirimizi ve bâtınımızı, Onun yolunda bulundursun ve düâmıza âmîn diyenleri afv eylesin! Âmîn.

Memûrlarınız arasında, fitne koparmak, fesâd çıkarmak istiyen, bozuk rûhlu kimseler bulunduğundan şikâyet ediyorsunuz.

Kıymetli yavrum!
İnsanların nefs-i emmâresi mevki almak, başa geçmek sevdâsındadır. Onun bütün arzûsu, şef olmak, herkesin, kendisine boyun bükmesidir. Kendinin kimseye muhtâc olmasını, başkasının emri altına girmesini istemez. Nefsin bu arzûları, ilah olmak, mabûd olmak, herkesin kendine tapınmasını istemek demekdir. Allahü teâlâya şerîk, ortak olmağı istemekdir. Hattâ nefs, o kadar alçakdır ki, ortaklığa râzı olmayıp, âmir, hâkim, yalnız kendi olsun, herşey, yalnız onun emri ile olsun ister. Hadîs-i kudsîde, Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Nefsine düşmanlık et! Çünki nefsin, benim düşmanımdır). Demek oluyor ki, nefsi kuvvetlendirmek, onun, mal, mevki, rütbe, herkesin üstünde olmak, herkesi aşağı görmek gibi isteklerini yapmak, Allahü teâlânın bu düşmanına yardım ve onu kuvvetlendirmek olur ki, bunun ne kadar fecî, korkunç bir suç olduğunu anlamalıdır. Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: (Büyüklük, üstünlük, bana mahsûsdur. Bu ikisinde, bana ortak olmak isteyen, büyük düşmanımdır. Hiç acımadan, onu Cehennem ateşine atarım).

Allahü teâlânın dünyâya düşman olması, dünyânın bu kadar alçak olması, nefsi isteklerine kavuşdurduğu, nefsi kuvvetlendirdiği içindir. Allahü teâlânın düşmanı olan nefse yardım eden de, elbette Allahın düşmanı olur. Peygamberimiz (s.a.v) fakîrlikle öğünmüşdür. Çünki, fakîrlik, nefsin isteklerini yapdırmaz. Onu dinlemez. Burnunu kırar. Peygamberlerin (a.s.) gönderilmesi ve islâmiyyetin emrleri, yasakları,  hep, nefsi kırmak, ezmek içindir. Onun taşkınca isteklerini önlemek içindir. İslâmiyyete uyuldukça, nefsin istekleri azalır. Bunun içindir ki, islâmiyyetin bir emrini yapmak, nefsin isteklerini yok etmekde, kendi düşüncesi ile yapılan binlerle senelik riyâzet ve mücâhededen dahâ kuvvetli tesîr etmekdedir. Hattâ islâmiyyete uygun olmıyan riyâzet ve mücâhedeler nefsin isteklerini artdırır. Onu azdırır. Hindistândaki Berehmen papasları ve cûkiyye ismindeki sihirbâzlar, riyâzet ve mücâhedede çok ileri gitmiş, fekat hiç fâidesi olmamışdır. Hattâ nefslerinin kuvvetlenmesine, azmasına sebeb olmuşdur.

Meselâ,

  • İslâmiyyetin emr etdiği zekâtdan bir kuruşu, islâmiyyetin gösterdiği yere vermek, kendiliğinden, binlerce altın sadaka vermekden, hayrât yapmakdan, katkat ziyâde, nefsi tahrîb eder.
  • İslâmiyyet emr etdiği için, bayram günü, oruc tutmayıp yiyip içmek, kendiliğinden, senelerle oruc tutmakdan dahâ fâidelidir.
  • İki rekat sabâh nemâzını cemâat ile kılmak sünnetdir. Bu sünneti yapmak, gece sabâha kadar, nâfile nemâz kılarak, sabâh nemâzını cemâatsiz kılmakdan dahâ iyidir.

Hulâsa, nefs temizlenmedikçe ve şeflik, üstünlük hulyâsından kurtulmadıkça, felâketden kurtulmak imkânsızdır. Sonsuz ölüme gitmeden önce, nefsi bu hastalıklardan kurtarmağı düşünmek lâzımdır. Mubârek (Lâ ilâhe illallah) sözü, insanın içindeki ve dışındaki, bütün yalancı mabûdları koğduğu için, nefsi temizlemekde, en fâideli, en tesîrli ilâcdır. Tesavvuf büyükleri, nefsi tezkiye etmek için, bunu söylemeği seçmişlerdir.

Fârisî beyt tercemesi:
(Lâ) süpürgesi ile, yolu temizlemezsen,
(İllallah) serâyına varamazsın!

Nefs, yoldan çıkıp, inâda başlarsa, bu kelimeyi söyliyerek îmânı tâzelemelidir. Peygamberimiz (a.s.) (Lâ ilâhe illallah diyerek îmânınızı yenileyiniz!) buyurdu. Bunu her zemân söylemek lâzımdır. Çünki, nefs-i emmâre, her zemân pisdir. Bu güzel tevhîd kelimesinin fazîletlerini, şu hadîs-i şerîf bildiriyor: (Yerleri ve gökleri, terâzînin bir kefesine, bu kelime-i tevhîdi, ikinci kefesine koysalar, bu kelimenin bulunduğu kefe, elbette ağır gelir).

Ana Sayfa

Yorum (yok) Yorum yaz!