EN DAYANIKLI KALE
Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat batıya doğru ilerleyen Moğol tehlikesine karşı ülkenin önemli merkezlerine savunma kaleleri yaptırıyordu Yapımı tamamlanan bu kalelerden birini, dönemin din ve ilim ulusu Sultan Veled'e (Mevlânâ'nın babası) gösterip fikrini sordu O da açıkladı:
- Kale gerçekten çok muhkem (sağlam) Düşman saldırılarını göğüsleyecek güçte Ama yönetimindeki mazlum ve mağdurların dua oklarına karşı seni koruyacak bir kale yaptırmayı düşünmüyor musun? Mazlumların dua oklarına karşı dayanıklı kale taştan tuğladan yapılamaz, çünkü onları deler geçer O kale ancak Allah korkusuyla, adalet ve merhametle inşa edilebilir
EN GÜZEL KUBBE
Mevlânâ'nın dostlarından Muiniddin Pervane bir gün Mevlânâ'ya gelerek "Sultanü'l-ulema" diye anılan babası Sultan Veled'in mezarı üstüne eşsiz bir kubbe yapmak istediğini, buna izin verip veremeyeceğini sordu Mevlana şöyle dedi:
"Gerçekten çok güzel, benzeri bulunmayan bir kubbe yapabilirsin Bir eşi dünyanın başka bir yerinde bulunmayabilir Ama hiç bir kubbe ilahi şaheser gökkubeden güzel ve üstün olamaz O halde mezar yine Allah eseri kubbe altında kalsın
ER ÇİLESİ
Büyük mutasavvıf Hacı Bektaş Veli'ye müridleri bir gün "Sizinle beraber biz de erbaine (çileye, kırk günlük nefsi terbiye edici perhiz) girelim" dediler Hacı Bektaş kendilerine sordu:
- Er çilesine mi, kadın çilesine mi?
Müridler bundan bir şey anlamayınca açıkladı:
- İsterseniz 40 gün bir şey yemeden riyazet (perhiz) yapalım, bu kadın çilesidir İsterseniz 40 gün tuzlu et yiyip su içmeyelim, bu da er çilesidir
Müridler bağış dilediler:
- Efendimiz biz bu ikincisine dayanamayız
GURURDAN KORKMAK
Büyük Türk Padişahı Yavuz Sultan Selim,
sert ve gerektiğinde şiddete başvuran bir hükümdar olmakla beraber, dindarlığı, Allah'a ve Resulüne bağlılığı, bu konuda iddialı olan bir çoklarını geride bırakırdı Suriye ve Mısır'ı fethedip Kölemenler devletini yıktıktan sonra mukaddes emanetler ve "Müslümanların halifesi" unvanı kendine geçmişti Artık camilerde hutbeler Yavuz Sultan Selim adına okunuyor ve kendisinden "Hakimü'l-Harameyn" (Mekke ve Medine'nin hakimi) diye bahsediliyordu O bu "Hâkimü'l-Harameyn" ifadesini kutsal yerlere saygıyla bağdaşmaz bulmuş, "Hâdimu'l-Harameyn" (Mekke ve Medine'nin hizmetkârı) olarak değiştirmişti Dince kudsiyeti olan şeylere bu kadar saygılıydı Yavuz Sultan Selim "şir-pençe" denen ve o devirler için öldürücü olan bir hastalığa yakalanmıştı Bu hastalık kendisini iyice yatağa düşürdüğü bir sırada
Yavuz'un sohbet dostu Hasan Can artık yapılabilecek
fazla bir şeyin kalmadığını anlatmak için, "Efendimiz
artık Allah'la beraber olmanın zamanıdır" deyince, Koca
hükümdar kendisini, "Sen bizi şimdiye kadar kiminle sanırdın hey Hasan Can?" diye paylamıştı
işte bu büyük hükümdar, iki yıl süren, önemli savaşlara
sahne olan, büyük zafer ve kazançlar elde edilen Suriye ve
Mısır seferinden dönüşte ikindi vakti bu günkü Üsküdar'a
gelmişti Bütün beylere paşalara emir verdi ki gece
oluncaya kadar Üsküdar'da kalınacak, karşıya karanlık
basınca geçilecekti Bazı yetkililer gündüzden geçilmesini
daha uygun bulduklarını, geceyi beklemenin niçin gerekli
görüldüğünü sormak cesaretinde bulundular Padişah da
açıklama büyüklüğü gösterdi:
"Bütün dünyada yankı
uyandıran büyük bir zafer, şan ve şerefle dönüyoruz
Gündüzün istanbul'a geçtiğimiz takdirde halk büyük bir
karşılama yapacak tezahüratta bulunacaktır Bu da
nefsime bir gurur getirebilir Bundan Allah'a sığınırım
Buna meydan vermemek için payitahta gece geçeceğiz"